Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?

19.02.2026 medyascope.tv

19 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Evet, şimdi Diyarbakır'da Vahap Coşkun'la konuşuyoruz. Vahap, merhaba.
Vahap Coşkun: Merhabalar. İyi günler Ruşen abi.

Ruşen Çakır: Öncelikle Amedspor Sarıyer’i yenememiş herhalde. Berabere bitmiş. Geçmiş olsun diyelim.
Vahap Coşkun: Maalesef. Maalesef. Evet.

Ruşen Çakır: Büyük bir heyecanla onu izlediğini biliyorum. Şimdi büyük bir heyecanla da raporu bekledik. Sen de komisyona görüş belirtenlerden birisiydin zaten ve bir hukukçusun. Raporun siyasi ağırlığı olmakla beraber aslında hukuki anlamda çok önemli birtakım saptamaları var ve Meclis’te yapılacak düzenlemelere tavsiyeler anlamında. Şimdi bir hukukçu olarak baktığında bu raporda senin en çok ne dikkatini çekiyor? Ben dışarıdan baktığımda bir af izlenimi vermeme vurgusu çok güçlü mesela.
Vahap Coşkun: Evet. Yani bu komisyonda konuşulurken de özellikle bu raporda PKK'nin silah bırakmasını sağlayacak olan yasal düzenlemenin ne şekilde olacağının önemli olacağını belirtmiştik. Yani bu yasal düzenlemenin üç temel özelliği vardı: Bir müstakil olması, iki kapsayıcı olması ve üç bütüncül olması. Müstakil olmasından kasıt, salt bu dosyaya yani PKK dosyasına ilişkin bir düzenlemenin yapılması; kapsayıcı olmasından kasıt, yine bu PKK dosyasıyla bir şekilde irtibatı bulunan herkesi kapsaması. Yani dağda olanları, silah bırakanları, mahkûm olmuş olanları, davası olanları vesaire. Ve bütüncül olması da sadece silah bırakmaya değil, aynı zamanda bu silah bırakanların hem eve dönmelerini hem toplumsal hayata entegre olmalarını sağlayacak tedbirleri içermesi gerektiğiydi. Şimdi raporun o kısmında, yani silah bırakmayla ilgili 6. bölümde bu hususlara değinilmiş. Raporun müstakil olması, kapsayıcı olması ve bütüncül olması gerektiği ifade edilmiş. Bunun yanında, bu süreç içerisinde yer alan kişilere bir yasal güvencenin sağlanması gerektiği ifade edilmiş. Bu yönüyle yani ana çerçeve olarak raporun bu kısmının önemli olduğunu düşünüyorum. İkinci olarak da elbette bu komisyon sadece Kürt meselesi ve silahsızlandırmayla ilgili olarak toplanan bir komisyon olmadı. Komisyona gelen herkes Türkiye'nin diğer sorunları hakkındaki kanaatlerini de paylaştılar. Acil çözüm bekleyen demokratikleşme sorunları, hukuk sorunları, siyaset sorunlarına ilişkin görüşlerini de serdettiler. Dolayısıyla komisyonun aynı zamanda Meclis’in önüne bir demokratikleşme perspektifi sunması da gerekiyordu. Yedinci bölümde de bunu yapmış komisyon. Şu anda özellikle muhalif kesimlerin şikâyetçi olduğu konulara dair önemli birtakım saptamaları var. Burada demokratik birtakım adımların atılması gerektiğini ifade ediyor. Dolayısıyla ben başından itibaren komisyona atfettiğim görev itibarıyla komisyonun kendi görevini yerine getirdiğini düşünüyorum. Yani hem sürece ilişkin bir çerçeve metin ortaya koydu hem de Türkiye'nin hemen halletmesi gereken demokratikleşme sorunlarına ilişkin saptamalarda ve önerilerde bulundu. Bundan sonraki süreçte artık asıl önemli sorumluluk hem Meclis’e hem de iktidara düşüyor.

Ruşen Çakır: Burada tabii çok önemli bir şerh var; o da devletin, bu fesih olayının tam anlamıyla gerçekleştiğini tespit etmesi diye bir vurgu var. Şimdi, bu anlaşılır bir şey ama çok da zaman gerektiren bir şey değil mi? Yani şimdi bugün o binlerce militanın silah bırakması şusu busu, bugün karar verse ne kadar zamanda hayata geçer? Devlet bunu yerinde tespit edecek, onaylayacak ve ondan sonra mı düzenlemeler olacak?
Vahap Coşkun: Bu, sürecin başındaki bence bir anlayıştan kaynaklanıyor. Süreç bunun üzerine inşa edildi: Önce PKK silah bırakacak, ondan sonra hukuki düzenlemeler yapılacak. PKK'nin silah bırakması ne demek? PKK'nin Türkiye'de silahlı mücadeleden vazgeçtiğini ilan etmesi, kendisini feshetmesi, örgütün fiili olarak silah bırakması işin bir yanı; diğer tarafta da özellikle Suriye meselesinde SDG'nin sisteme entegre olması. Şimdi ben bu iki konuda da önemli bir merhalenin açıldığını düşünüyorum. Yani PKK kendisini feshetti, silah bıraktı ve aynı zamanda artık PKK'nin olmadığı bir ortam oluştu. Diğer taraftan Suriye sahasında da işler bir şekilde rayına girdi. Orada bir anlaşma imzalandı ve taraflar bu anlaşmanın gereği olarak çeşitli adımları karşılıklı olarak atıyorlar ve 30 Ocak Anlaşması'nı hayata geçiriyorlar. Dolayısıyla burada ben bu şartın aslında yerine geldiğini düşünüyorum. Yani hükümetin ve parlamentonun bir yasal çerçeve hazırlaması gerektiği kanaatindeyim. Bir de şu var: Yani bu insanlar silah bıraktıklarında hukuki pozisyonlarının ne olacaklarını bilmeliler. Eğer süreç daha da hızlandırılmak isteniyorsa, amaç buysa o zaman bu yasal düzenleme yapılır. Zaten sahada silah bırakmayla ilgili bir mekanizma var; o mekanizma işliyor ama son saniyeye kadar beklenecek ise eğer bu elbette ki zaman alır. Bence burada artık parlamentonun inisiyatif alması, yasayı çıkartması gerekiyor. Bu yasanın çıkartılması o silah bırakma sürecini de hem hızlandıracaktır hem de tamamlayacaktır.

Ruşen Çakır: Peki burada şöyle bir husus var: Ortak olarak iki ret bir çekimserle bir rapor çıktı. Bu rapor tavsiye niteliğinde. Bu rapordan hareketle Meclis’te birtakım düzenlemeler olacak. Ama biliyoruz ki Meclis’te iktidarın zaten yeterli çoğunluğu var. Yani bu rapor yapılmış olabilir, komisyon ağustos ayından bu yana toplanmış olabilir, şu olabilir, bu olabilir ama iktidar pekâlâ kendi kafasına göre bu konuda birtakım düzenlemeleri yapabilir. Bunun önünde bir engel yok. Biz burada iktidarın iyi niyetine mi güvenmek durumunda kalacağız? Yani yarın öbür gün orada özellikle CHP'yi rahatsız edecek birtakım düzenlemeler söz konusu olursa CHP'ye ihtiyacı yok. Hele DEM Parti'yi yanına alırsa hiç yok. Nasıl bir şey bekliyorsun?
Vahap Coşkun: Yani şimdi bu komisyon raporunun ortaya çıkmasının şöyle bir anlamı var; iki anlamı var. Bunlardan birincisi bu sürece dair oldukça netameli konular var. Yani yarın ertesi gün silah bırakmanın hukuki düzenlemeleri yapıldığında birçok tartışma olacak. Dolayısıyla bütün partilerin bunun üzerinde uzlaşmış olması, bunun hem Meclis’te hem toplumda kabulünü kolaylaştıracak unsurlardan bir tanesi. İkincisi, iktidar, dediğiniz gibi bu yasal düzenlemelerin hepsini hiçbir muhalif partiye danışmadan veya onlarla iş birliği yapmadan kendi çoğunluğuna dayanarak yapabilirdi. Ama bunun bir siyasal maliyeti de var. Yani bu arada birtakım düzenlemeler yapmak bir siyasi maliyet de üretebilir. O nedenle burada bir ortaklaşma yoluna gitti. Dolayısıyla bu yasaları yapmak ve çıkartmak noktasında artık herhangi bir engel yok. Yani hem toplumsal kabul var hem Meclis’te yeterli bir konsensüs de söz konusu. Ha, iktidar eğer bu süreci gerçekten sürüklemek, gerçekten tamama erdirmek istiyorsa bu tarihi fırsatı kullanabilir. Ama bunu sürece yaymak veya muhalefeti zorlamak için, muhalefet içerisinde birtakım ayrılıklar yaratmak için hareket ederse bunun imkânları da var elinde. Benim şahsi kanaatim, bu kadar büyük bir fırsat ele geçmişken, yani hem Meclis’te hem de toplumda bir konsensüs oluşmuşken, bütün partiler Kürt meselesi üzerinde ortak bir raporun altına imza atacak kadar hemfikir olmuşken bunun bir an önce gerçekleşmesini sağlamak. Nedir buradaki asıl önemli nokta? Bir taraftan yasayı hazırlamak, diğer taraftan da o yedinci bölümde belirtilmiş olan adımları atmak. Yani bu adımları atması konusunda iktidarın önünde herhangi bir şekilde bir engeli yok. Bu adımları attıkça hem muhalefetle olan ilişkilerinde daha bir denge hâline gelebilir, siyaset normalleşebilir hem de daha kritik konularda atılacak olan adımların toplum tarafından kabul edilmesi, toplumsal rıza üretilmesi daha da kolaylaştırılır. Dolayısıyla hangi yönde gideceğini bir şekilde iktidarın bundan sonraki oyun planını belirleyecek gibi gözüküyor.

Ruşen Çakır: Şimdi sen toplumsal mutabakat var dedin ama hâlâ ortada, seninle daha önceki yayınlarda da çok tartıştığımız, ‘‘sürecin toplumsallaşması’’ diye bir mesele var. Yani bunun İmralı'da süren pazarlıktan ibaret olmaması ötesinde bir husus var. Hele şimdi yapılacak düzenlemelerle birtakım insanlar Türkiye'ye geri gelecek. Hatırla, geçen çözüm sürecindeki Habur olayındaki yapılan yanlışın yani birtakım şeylerin nasıl ağır bedelleri olmuştu; o görüntüler vesaire şu bu. Dolayısıyla şu ana kadar bir rapor hazırlandı, bütün herkes imza attı falan iyi güzel ama yarın öbür gün raporun gösterdiği şeyler hayata geçirildiği zaman, Öcalan'ın koşullarının iyileştirilmesi mesela ya da örgüt üyelerinin Türkiye'ye gelmesi, yurt dışındaki siyasetçilerin dönmesi falan; şimdi buna sevinen de olacak, buna kızan da olacak ve aslında yürütülmesi de çok kolay olmayacak.
Vahap Coşkun: Evet. Bir hususu açıklayayım. Yani bir kere şimdi bütün partilerin üzerinde imzası olan bir rapor var. Yani bunu siz bir yıl önce herhangi bir şekilde aklınıza hayalinize getiremezdiniz. AK Parti ile CHP'nin, DEM Parti ile MHP'nin aynı rapora imza atması ve buna ‘‘evet’’ oyu vermesi Türkiye siyasetinde büyük bir merhale. Bunu bir öncelikle tespit edelim. Benim toplumsal mutabakat derken kastım şu: Eğer bu rapora uygun bir şekilde devam edilirse atılacak olan adımların toplumda kabulü daha da kolaylaşır. Yani herkes kendi kesimine, kendi mahallesine, kendi sokağına bunu anlatır. Dolayısıyla bu siyasal mutabakat bir toplumsal mutabakatın oluşmasını da çok rahatlıkla sağlayabilir. Yoksa sürece yönelik şüphelerin olduğunun, sürece yönelik birtakım kesimlerin derin kuşkularının bulunduğunun farkındayım. Yarın ertesi gün de somut adımlar atıldığında bu kuşkular artabilir. İtiraz sesleri daha da fazla yükseltilebilir. İşte bunları önlemenin bence yolu, bunların önüne geçmenin yolu buradakine uygun bir şekilde davranmak. Yani bir taraftan demokratikleşme adımları atmak, diğer taraftan da yasal çerçeveyi hazırlamak ve onun gereklerini yerine getirmek. Ben özellikle yedinci maddede belirtilen hususların gerçekleştirilmesi hâlinde, peyderpey gerçekleştirilmesi hâlinde demin sizin bahsettiğiniz hususların; yani işte Öcalan'ın durumunun, PKK'lilerin Türkiye'ye geri dönmesinin çok daha uygun bir zeminde konuşulacağını ve daha rahat bir şekilde gerçekleştirilebileceğini düşünüyorum. Hiç kuşkusuz devlet daha önceki tecrübelerinden gerekli dersleri çıkartmıştır. Yani Habur'da yaşananlara benzer görüntülerin oluşmasına izin vermeyecektir. O hassasiyetle yürütecektir. Ama önemli olan buradaki ruhun, bu komisyonda ortaya çıkan birlik ve dayanışma ruhunun bundan sonra da devam ettirilmesidir. Partiler bunu yapabilirse eğer, iktidarı ve muhalefetiyle bunu yapabilirlerse eğer, böyle bir rapor çıkarttıkları gibi bu raporun hayata geçirilmesi için gerekli adımları da atabilirler. Bu zemin şu anda Türkiye'de oluşmuş durumda.

Ruşen Çakır: Son olarak şunu sormak istiyorum, aslında konuşacak çok şey var ama. Şimdi Kürt hareketi, Kürt siyasi hareketi, Öcalan çizgisindeki hareket diyelim esas olarak silah üzerinden yol aldı ve bir yanda Öcalan bir yanda Kandil bu hareketin esas yani patronlarıydı. Öyle söyleyeyim. Şimdi Öcalan geçen yapılan İmralı görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada diyor ki, "Demokrasi mücadelesi vereceğiz, çok güçlü demokrasi mücadelesi vereceğiz" vesaire. İyi, güzel de o iktidar yani o Kürt hareketi içerisindeki iktidar paylaşımları ya da iktidar dizaynı nasıl değişecek? Yani şunu söylemek istiyorum: Şimdi Kandil'de yıllarca örgütü yönetmiş isimler bunu silah üzerinden yapabildiler; şimdi silah devreden çıktığı zaman aynı aktörlerle yola devam edilemeyecek, geçiş süreci olacak. Çok böyle karışık bir şey olacak ve tam da kritik bir zamanda bu olacak.
Vahap Coşkun: Evet.

Ruşen Çakır: Yani şu anda mesela silahtan silahsız döneme geçiş var ve bunu kim nasıl yönetecek? Yani açık söyleyeyim, sen ne düşünüyorsun bilmiyorum ama hâlihazırdaki DEM Parti bu sürecin yükünü kaldıramıyor mesela.
Vahap Coşkun: Evet. Yani benim kanaatim de o yönde. Bir kere ben silahın döneminin gerçekten kapandığını düşünüyorum. Yani bu süreç umarım başarılı bir şekilde devam eder ve sonuca ulaşırız; ama süreçten bağımsız bir şekilde artık silahın bir yerinin olmadığını düşünüyorum. İki önemli sebebi var: Bunlardan bir tanesi son bir yılda özellikle hem Öcalan'ın hem de PKK'nin bir nevi silahı mahkûm eden bir dil kullanmaları. Yani artık hiçbir şekilde silahın Kürt meselesinde bir çözüm aracı olmayacağının net bir şekilde ifade edilmesi, PKK'nin kendisini feshetmesi, bir daha silaha dokunmayacağını gösterecek şekilde silahı yakması vesaire. Bütün bunlardan sonra tekrardan bir silahlı mücadele söyleminin bir geçerliliği olmaz veya gerçekliği olmaz. Bunun bir sosyolojik taban bulması son derece güç olur. Ama ondan daha önemlisi, sürekli vurgulamaya çalışıyorum, Kürt sosyolojisindeki değişim; yani büyük bir değişim bu. Dolayısıyla artık Kürt meselesinde ‘‘silah mı, siyaset mi’’ gibi bir ayrımın söz konusu olmadığı kanaatindeyim. Çok açık net bir şekilde buradaki temel vurgu siyasetedir, siyasetle yol almayadır. Dolayısıyla bütün herkesin buna göre kendi yol haritasını çizmesi gerekiyor. Öcalan'ın son mesajında da bu var: ‘‘Kesinlikle artık demokratik siyaset yürüteceğiz ve çok güçlü bir demokratik siyaset yürüteceğiz.’’ Burada iki önemli problem var demin senin de bahsettiğin abi. Birincisi bir kadro meselesi. Yani inenler ve burada bulunanlar arasında nasıl bir görev dağılımı olacak? Buradaki entegrasyon, intibak nasıl şekillenecek? Sancılı mı olacak, sancısız mı olacak? Bunu önümüzdeki dönemde göreceğiz. Yani böyle bir tehlike var. Ama daha büyük bir problem bence şu: 41 yıldır bir şekilde silahın gölgesinde yürütülen bir siyaset var. Şimdi bu silahın gölgesi yürütüldüğünde bence en büyük meydan okumalardan bir tanesi DEM Parti'nin kendisinin karşılaşacağı meydan okuma. Yani DEM Parti bu süreçte bütün bu değişen Kürt sosyolojisini bir şekilde tatmin etme, taleplerini karşılama, onların dileklerine uygun bir şekilde siyaset yürütmekle yükümlü hâle gelecek. Bu DEM Parti'nin hem programını değiştirmesini hem söylemini değiştirmesini hem aktörlerini değiştirmesini hem tavrını değiştirmesini belki gerekli kılacak. Dolayısıyla bu silahın ortadan kalkması genelde Türk siyaseti açısından çok önemli bir dönüm noktası; ama daha da spesifik olarak düşündüğünüzde doğrudan DEM Parti'nin kendisi için de çok büyük bir meydan okuma. O nedenle onları da sancılı bir geçiş sürecinin beklediğini söylemek mümkün.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
20.02.2026 Yine yeniden: Din elden gidiyor
19.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: CHP oyuna mı geldi?
19.02.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?
19.02.2026 Edgar Şar ile söyleşi: İktidarın hedefi iç cepheyi tahkim değil iç politik dengeyi değiştirme
19.02.2026 Rapor bitti, süreç sürüyor
18.02.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek giderse neler olur?
18.02.2026 “Liderler zirvesi” toplanır mı? Toplanırsa ne olur?
17.02.2026 Türkiye'de burjuvazi var mı? | Prof. Üstün Ergüder anlatıyor
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı