Edgar Şar ile söyleşi: İktidarın hedefi iç cepheyi tahkim değil iç politik dengeyi değiştirme

19.02.2026 medyascope.tv

19 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Edgar Şar'la başlıyoruz. Siyaset bilimci Doktor Edgar Şar. Edgar, bu konuyu seninle daha önce de konuştuk. Başkaları da konuştu. Şimdi rapor çıktı.
Edgar Şar: Evet.

Ruşen Çakır: Ve önümüze bakıyoruz. Bundan sonra ne olacak, ne olabilire bakıyoruz. Önce şunu sorayım: Rapor senin beklentilerini karşıladı mı derken şunu söyleyeceğim; umduğun anlamında beklentili değil, yani öngördüğün bir rapor muydu?
Edgar Şar: Şöyle söyleyeyim: Yani raporun kabul edilme süreci ve kabul edilirken söylenenler ve söylenenlerin söylendiği atmosfer, o gerilim ortamı öyle bir ortam ki raporun içeriğinden daha çok aslında dikkat çekti. Çünkü biliyoruz bütün partiler kendi raporlarını hazırlamıştı ve o raporları ortak bir rapora çevirmek söz konusu olduğunda tabii beklenti şu oluyor: Herhalde son versiyon üzerinde herkes anlaşmış olur. Şimdi sonuca bakıyorsun; 50 kişilik bir komisyonda 47 kabul çok büyük bir oran, %94'lük bir oran. Şimdi böyle bakınca tabii çok yüksek ama kabul eden partilerin söylediklerine baktığında böyle sanki o kabul oyunu kerhen vermişler gibi bir durum var. Bu da bu komisyon kurulduğundan beri yapılan, söylenen ve artık bu partilerin biraz ‘‘görüp izleyelim’’ pozisyonundan çıkıp ‘‘Tamam anladık bu iş nereye gidecek belli oldu.’’ diye yorum yapıp artık bunun üzerinde oynamaları gereken rolü oynamak gibi biraz geldi bana. Yani şöyle açayım. Şimdi mesela CHP'nin tutumunu biliyoruz en başından beri. Tereddütleri vardı, kendi tabanından eleştiriler vardı. Kendi kanaat dünyasından büyük eleştiriler vardı. Buna rağmen bir risk aldı, kendince girmek istedi vesaire. Şimdi yani bu kapsamda bir ‘‘evet’’ denmiş gibi oluyor. Yani ‘‘İtirazlarınız nedir?’’ dendiğinde bayağı bir şey söyleyebiliyor CHP. DEM Parti'ye bakıyorsunuz; onlar da temel birtakım konseptlere karşılar ama onlar da evet oyu verdiler. Yani kendi ideal çerçevelerinden çok uzak bir noktada bir konsensüs oluştu. Bir ortaklaşma, bir oydaşma oluştuğunda herkesin bir şeylerden feragat etmesi normaldir. Ama burada tabii şöyle bir şey var; bu rapor biliyorsun bir tavsiye niteliğinde olacak. Şimdi burada o zaman "Bu rapor ne işe yarar?" diye bizi bir sorgulamaya ittiğinde açıkçası benim aklıma şu geliyor: Yani bu raporun sonucunda iktidar, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yakın ekibi kendi iç politik hedefleri doğrultusunda yapmak istediklerini bu rapor içinde yazanlarla kesişim noktasını alıp kesişim noktasında olmayanları da pekâlâ gözden kaçırabilir diye düşünüyorum. Göz ardı edebilir diye düşünüyorum. Böyle olacağını tahmin ediyorum. Çünkü özellikle 7. bölümde demokrasinin güçlendirilmesi ile ilgili aslında çok kısıtlı bir çerçeve var ama o kısıtlı çerçevede bile gerçekleştireceklerinden çok şüphe duyduğum bazı şeyler var. İstersen onun ayrıntısına gireriz.

Ruşen Çakır: Tabii onları bilahare konuşuruz. Şimdi buradaki kerhen destek konusu aslında hemen hemen herkes için geçerli galiba. Yani herkesin içine sinmeyen bir şeyler ve eksik bulduğu bir şeyler muhakkak var. Ama kerhen de olsa 2 + 1; yani 2 ret, 1 çekimser, bir de İYİ Parti'nin komisyona katılmadığını hatırlatalım. Tabii o önemli bir şeydi ilk andan itibaren. Böyle bir şeyde insanların, birbirinden farklı partilerin bunda kerhen de olsa mutabık kalmasının bir anlamı var ama değil mi?
Edgar Şar: Tabii mutlaka bir anlamı var. Çünkü şöyle bir durum var: Yani sonuçta şu anda mesela Suriye'de o son olanlar, Halep ve sonrası süreci tehlikeye sokacak birtakım gelişmeler ortaya çıkardı. "Devam eder mi?" diye insanlar soru sormaya başladılar aslında. İşte o olaylardan sonra en azından sürecin iyi kötü devam ediyor olması ve bu belgenin çıkıyor olması tabii ki önemli. Ama şu tereddüdü de söylemeden edemeyeceğim: Yani fiiliyatta bunun karşılığı, bu 47 kabulün verildiği, o oyun verildiği andaki o gerginlik ve insanların içine sinmeme durumu buna olan inancı doğrudan etkiliyor, yani bu sürece ve bu komisyonun bu raporuna olan inancına. Fiiliyattaki etkisi de ilk turda söylediğim... Yani nedir? Bu bir tavsiye niteliğinde. Dedin ya sen, aslında herkes için geçerli. Belki AK Partililer de bazı şeyleri istemeye istemeye ama nitelikli çoğunlukla geçeceği için "Bir fiyasko olmasın, bu komisyon işine girdik madem, buradan kabul edilmeyecek bir raporla çıkıp iyice yüzümüze gözümüze bulaştırmayalım." diye belki onların da kerhen eklediği bazı maddeler var. Ama günün sonunda bunu uygulayacak olanlara bir tavsiye niteliği taşıdığı için buna verilen anlam da az olacak. Mesela örnek vereyim: Bundan 14 yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yine Meclis Başkanı'nın başkanlığında bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurulmuştu ve 100'e yakın maddede o zamanın BDP'si, MHP, CHP ve AK Parti anlaşmışlardı değil mi? Sonra işte başkanlık sistemi sebebiyle filan o masanın dağıldığı söylendi bize vatandaşlar olarak. O 100 maddede anlaştıkları daha sonraki yıllarda hep gündeme geldi. O 100 madde bile, ki hiçbir zaman yürürlüğe girmedi, ne bir tartışmanın gerçek konusu oldu filan ama en azından şu biliniyordu; gerçekten dört parti de buna "tamam" demişlerdi. Yani fiiliyatta bunun bir anlamı vardı ne olursa olsun. Yarın öbür gün yıllar sonra bile olsa gerçekten bir anayasa çalışması, sivil anayasa samimi olarak başlatılırsa bir başlangıç noktası olabilirdi. Bu açıdan da bir önemi vardı. Şimdi bu raporda mesela tam olarak onu bile göremeyeceğiz. Çünkü sembolik olarak bize şunu söylüyor bu rapor: AK Partili milletvekillerinin imzası var. Evet. MHP'nin beklentilerini, yani MHP çünkü bu konudaki beklentilerini AK Parti'ye de hep böyle mesajlarla söylüyordu ama açıkçası benim de içinde bulunduğum birtakım yorumcular grubu, MHP'nin bu konuda planlı bir sürecin parçası olarak ne kadar gerçekten gücü olan ve onu isteyen, samimiyetle isteyen bir aktör olarak bunu istediği konusunda bazı şüphelerimiz oluştu açıkçası. Dolayısıyla mesela burada örnek vereyim, girelim içeriğine: ‘‘AYM ve AİHM'in kararları tam olarak uygulansın’’ deniyor. Şimdi zaten ben olsam Meclis’te herhalde o komisyonda buna el kaldırırken bile gülerdim yani. Biz Meclis olarak bir defa kabul ediyoruz tam olarak uygulanmadığını. AİHM kararları için de şöyle bir şey bulunmuş: ‘‘%90 uyguluyoruz aslında.’’ Zaten en kritik kararlar o %10, uygulamadığın %10. Bir de demişler, ‘‘Ortalaması %80, onun için biz aslında yine de iyiyiz. İyiyiz ama daha iyi olmalıyız’’ falan. Şimdi bu konu MHP'nin beklentisi ise o zaman daha 1,5 sene mi oldu, 2 sene en fazla olmuştur; Devlet Bahçeli Anayasa Mahkemesi'ni kapatmaktan bahsediyordu. Şimdi bütün bunları üst üste koyunca ben açıkçası buna ne fiili bir önem yeterince atfedebiliyorum ne de sembolik tarihi açıdan da çok önemli göremiyorum. Yani keşke olsa bu arada isterim yani çok isterim ama bu tereddütleri söylemek daha benim düşünce yapımda, akıl yürütmemde öne geçiyor. Onu söylemem gerekir gibi hissediyorum şu anda. Anlatabiliyor muyum yani bizi dinleyenler açısından?

Ruşen Çakır: Evet, yani şöyle söyleyeyim; öngördüğün gibi bir şey çıktığını ama bunun Türkiye'nin ihtiyaçlarının gerisinde olduğunu söylüyorsun anladığım kadarıyla.
Edgar Şar: Gerisinde olduğunu ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap verebilecek kısıtlı bir bölümünün de uygulanmayacağını düşünüyorum. Çünkü siyasi izlek uzun bir süredir bize bunu gösteriyor. Zaten bir de şunu da söyleyeyim Ruşen abi: Şimdi bu komisyonun çıkardığı bu raporu oluşumundan, hangi sürecin nasıl dizayn edildiğinden bağımsız düşünmemeliyiz diye düşünüyorum. En başından beri ben iç politik ihtiyaçların asıl itici güç olduğunu düşünüyordum. Burada en önemli argümanlardan biri neydi? Aslında işte Suriye'de olanlar üzerinden bir de iç cepheyi güçlendirmek. Şimdi iç cepheyi güçlendirmek açısından bakınca bu rapor belki bir şeyler söylüyor olabilir retorik olarak en azından ama son zamanda gerçekleşen şeylere bak. Onlar üzerinden, son zamanda gerçekleşen şeyler üzerinden o iç cepheyi güçlendirme argümanını bir değerlendirelim. Fikir neydi orada? İşte ‘‘Suriye'de artık Esad rejimi gitti; görece daha zayıf bir rejim olacak çünkü daha uluslararası desteği yok filan. İsrail'in de çok kolaylıkla, İran'ın da zayıflamasıyla at koşturduğu bir rejim olacak. Şimdi biz artık İsrail'le karşı karşıya gelebiliriz. Karşımızda bir terör örgütünün olması, bir de aynı zamanda toplumsal kesim olarak Kürtleri İsrail'in kullanabileceği bir unsur olmaktan çıkaralım; biz ön alalım ve iç cephemizi güçlendirelim’’ gibi bir akıl yürütme vardı değil mi? Şimdi son Halep'te olanlardan sonra ne gördük? Aslında Türkiye'de iktidar desteklediği ve onun desteklediği Şam yönetimi Amerika'nın çok yüksek sesli olmasa da İsrail'in zaten desteğini almış ve dış cephe güçlendirilmiş. Ama iç cephe o kadar güçlendirilemedi. Çünkü baktığınızda bütün bu sürece rağmen vesaire, o Halep'te olanlardan sonra DEM Parti'nin söylemine mesela bakalım ya da işte Kürtlerin durumuyla ilgili Dışişleri Bakanı'nın söylediklerine verilen tepkiler filan. Yani biz güya dış cepheye karşı içi güçlendirecektik ama içten çok dışı güçlendirdik. Şimdi bu bize şunu gösteriyor: Aslında mesele iç politik denklemi değiştirmek, iç cepheyi güçlendirmek değil dolayısıyla. Bence bu argümanı güçlendiren bir olay oldu o. Şimdi böyle olacaksa, o zaman ben bu raporun hükümetin zaten yapmaya hazır olup planladıkları kısmını — çünkü onunla ilgili de 6. bölümde kısımlar var — onları yapacağını, geri kalanını da göz ardı edeceğini düşünüyorum. Zaten tavsiye niteliğinde.

Ruşen Çakır: Burada söylediğin husus çok önemli. "İç politik dengeyi değiştirme" diyorsun ama orada şöyle ciddi bir mesele var: İç politik dengeyi değiştirme derken iktidarın karşısında CHP var esas olarak, muhalefet olarak. 19 Mart da bunu gösteriyor. Ama bakıyoruz ki CHP de bunun bir parçası yani rapora dahil oldu. Bir kişi, Türkan Elçi, daha doğrusu çekimser kaldı. Onun dışında CHP de bu raporun altına imza attı. Burada böyle sorunlu bir durum var. Yani zaten bu CHP'nin komisyona girip girmemesi tartışmasında da oldu. CHP'nin İmralı'ya gidip gitmemesi tartışmasında da oldu. Bu söylediğim perspektiften bakıldığı zaman burada en kritik ve belki de çelişkilere yol açan durum CHP'nin durumu.
Edgar Şar: Şimdi birçok kişi bu raporu da gördükten sonra CHP'nin katılmasına aslında "Bak işte doğru olmadı." diye yorum yapmış. Ben buna katılmıyorum açıkçası. Çünkü maalesef önceki dönemden beri siyaset Türkiye'de iki seçim arası taktik kazanımlar, taktik zaferler; "Kim daha çok yumruk atacak sonunda onları sayalım ve seçim günü de bir oylama yapalım görelim yarışta." gibi bir hâle döndü. Aslında CHP sonuç itibarıyla tarihinin en otokratik, en şiddetli saldırısının altında ama bir yandan da gerçekten seçimlerde hâlâ yarışabilir durumda olmak, rekabeti canlı tutabilmek ve seçmenin çoğunluğu gözünde yönetebilir bir alternatif inşa etme görevinin de farkında. Bunu ne kadar yapıp yapamadığı ayrı bir tartışma ama bunun da farkında. Kürtlerle bir ilişki kurmaya çalışıyor. Kendi geleneksel tabanı dışındakilerle bir ilişki kurmaya çalışıyor. Onlarla güven kurmaya çalışıyor ve bu böyle bir iki yılda, bir iki ayda olacak şey değil. Stratejik olarak tutarlı bir şekilde bunu kurmanız lazım. Ben CHP'nin Kürtlere verdiği mesaj açısından ve o mesajların da kendi geleneksel tabanında çok büyük bir irritasyona, çok büyük bir alerjiye sebep olmayacak bir dengeye oturtulması konusunda bu komisyona katılmasının günün sonunda doğru karar olduğunu düşünüyorum her şeye rağmen, onu söyleyeyim. Yani taktik bir yenilgi olarak görmüyorum. Zaten seçime giderken de günün sonunda o taktik olayların bu kadar önemli olmadığını, asıl meselenin o stratejik şey olduğunu düşünüyorum. Burada belki iç politik dengenin değiştirilmesi konusundaki şey şuydu: CHP'yi hâlâ önemli ölçüde güçlü tutan şeylerden biri, o da tabii biraz çelişki barındırıyor kendi içinde ama 19 Mart süreci iç politikayı belirleyen ana fay hattı olduğu sürece CHP'yi ve bu iktidara karşı olan, içinde DEM Partililerin de çok büyük çoğunlukla bulunduğu o blok olarak kalmasına ve Erdoğan'ın da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çoğunluğu yakalayamamasına bence sebep olan bir durum yaratıyordu. Şimdi bence iktidarın ve Cumhur İttifakı'nın, özellikle Bahçeli'nin burada karşı olduğu şey; ‘‘Hayır, iç politik denklemi asıl belirleyen fay hattı çözüm süreci olsun ki muhalefet parçalansın. CHP buna karşı çıktığı ölçüde öbür tarafta kalsın, DEM Parti mecburen bu tarafta kalsın ve karşı taraftaki bloklaşma gitsin.’’ Şimdi CHP'nin buraya katılması bence bu ihtimali bir defa ortadan kaldırdı ve 19 Mart canlı kaldıkça da, çünkü iktidar CHP güçlenmesin diye mecburen 19 Mart operasyonunu genişletmeye mecbur kaldıkça da o fay hattını derinleştiriyor. Derinleştirdikçe DEM Parti'nin CHP'nin yanına destek verebilmesine imkan veriyor vesaire. Böyle bir durum oldu. Şimdi son olaylarda mesela Özgür Özel'in Kürtlerle ilgili söylediği sözler bir güven tazeleme imkanı da yarattı aslında Özgür Özel açısından. Dolayısıyla burada bu komisyonun sonuçta artık son şeyi bu raporsa, bundan sonra artık iktidarın yapacakları önemli ve artık bu beraberliğin zaten bittiği bir dönemden bahsediyor oluyoruz. Biraz da öyle bakmak lazım.

Ruşen Çakır: O zaman tam da burada son olarak şeyi sorayım: Bundan sonra ne bekliyorsun? Mesela şimdi bu bir tavsiye raporu. Buna göre birtakım yasal düzenlemeler yapmak gerekir. İnsanın aklına ilk şu geliyor: Raporda yapıldığı gibi mutlak bir mutabakat mı aranacak, yoksa zaten AKP-MHP'nin oyları yeterli; onlar kafalarına göre düzenlemeler mi yapacaklar? Ne bekliyorsun?
Edgar Şar: Yok. Bence kesinlikle ikinci dediğin gibi onlar kafalarına göre düzenleme yapacaklar. Çünkü onların getireceği taslaklar bence günün sonunda zaten muhalefetin destekleyeceği bir noktada olamayacak. CHP için özellikle bunu söylüyorum. DEM Parti'nin orada desteği bence sembolik olarak Cumhur İttifakı için de önemli. Yani aritmetik olarak değil ama sembolik olarak. Çünkü "Ha, onlar bile ikna değilse biz niye yapıyoruz bunu?" gibi bir durum ortaya çıkabilir. Ama içeriğe bir bakmak lazım. Yani şimdi bakıyoruz mesela; "Siyasi etik kanunu hazırlanması önerilmektedir." diyor. Yani hiçbir devamı da yok, ne kastediliyor vesaire. Tamamen boş bir madde. Yani sadece bununla ilgili de bir rapor yazılabilir ve gerçekten bu bence siyasi elitlerin üzerinde anlaşabileceği bir konu değil. Yani ‘‘bunu çıkarmayalım’’ diye anlaşma ihtimalleri bile daha fazla. Mesela yerel yönetimler için diyor ki: "Belediye meclisi seçsin bundan sonra." Bunu zaten AK Parti OHAL döneminde KHK ile getirdi. İstese şak diye kaldırır bu konuda ikna ise AK Parti. Ya da bu düzenlemeleri birtakım başka konularda destek almak için mi kullanacak? Yani bu mesela önemli. Burada DEM Parti'nin destek verip vermeyeceğini bilmiyoruz veya vermeye ikna edebilmek için burada birtakım havuçlar mı ortaya çıkacak? Bu soru da aklıma geliyor. Çünkü DEM Parti'nin desteğine ihtiyaç duyacağı önümüzdeki 1,5 yıl içinde Cumhur İttifakı ne olacak? Bir erken seçim mi ilan etmek? En önemli konu o. Ve belki birtakım anayasa değişiklikleri olabilir. Mesela "Yeni siyasi partiler kanunu yapalım." diyorlar. Bununla ilgili AK Parti'den bugüne kadar ya da MHP'den hiçbir şey duymadık. Belli ki bu böyle CHP'yi, belki DEM Parti'yi biraz ikna etmek için ortaya getirilen bir şey. Mesela çok enteresan bir madde var, gördün mü onu? Diyor ki: "Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli." Kent uzlaşısı diye bir dava var mesela karşımızda. Şimdi onunla ilgili Mehmet Ali Çalışkan şükür ki serbest bırakıldı ama yani dava devam ediyor sonuçta ve daha iddianame yok ortada. Herhalde taktik olarak buradan çıkacak şeyi bekliyorlar onu yazmak için. Yine çok enteresan bir madde; "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun hak ve özgürlükleri genişletecek şekilde yeniden düzenlenmesi." Yani yeniden düzenlenmesine gerek yok; anayasada bulunduğu hali zaten doğru düzgün uygulansa idari olarak fiiliyatta zaten bir sorun olmayacak. Ama böyle bir niyet olduğuna mesela sen inanıyor musun? İnandırıcı geliyor mu? Bunun gibi bir sürü şey var. Dolayısıyla bundan sonra benim beklediğim açıkçası DEM Parti'nin destek verebileceği sembolik o önem açısından maddelerin önceliklendirilmesi ve orada bir müzakerenin yürümesi; CHP'nin o müzakerelere katılmaması açıkçası beklentim. Yani Cumhur İttifakı CHP'yi katmak istemeyecektir, zaten CHP'nin isteyeceği şekilde gelmeyecektir o taslaklar diye düşünüyorum. Beklentim bu. Çünkü Türkiye'de diğer olan her şeyle birlikte okuduğumuzda ortaya böyle bir tablo çıkıyor benim gözümde.

Ruşen Çakır: Yani diyorsun ki CHP'ye "bay bay" diyecekler, sonra bildikleri gibi hareket edecekler.
Edgar Şar: Yani "CHP zaten kendi kabul etmedi, biz bütün iyi niyetimizle davet ettik, kendi istemedi." filan diyecekler tabii ki muhtemelen. Ama ortaya çıkacak tablonun böyle olacağı kanaatindeyim.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Edgar. Çok sağ ol.
Edgar Şar: Ben teşekkür ederim. İyi yayınlar. Görüşürüz.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
20.02.2026 Yine yeniden: Din elden gidiyor
19.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: CHP oyuna mı geldi?
19.02.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?
19.02.2026 Edgar Şar ile söyleşi: İktidarın hedefi iç cepheyi tahkim değil iç politik dengeyi değiştirme
19.02.2026 Rapor bitti, süreç sürüyor
18.02.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek giderse neler olur?
18.02.2026 “Liderler zirvesi” toplanır mı? Toplanırsa ne olur?
17.02.2026 Türkiye'de burjuvazi var mı? | Prof. Üstün Ergüder anlatıyor
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı